Aranacak Kelime ›

Türkçe kelime anlamı Var olan Has kelimesinin kullanıldığı toplam 80 adet cümle bulundu. Has ile ilgili cümleleri ve bu örnek cümlelerin türkçe anlamlarını altında bulabilirsiniz.

Has kelimesiyle ilgili örnek Cümleler

"A is equivalent to B" has the same meaning as "A is true if and only if B is true".
"A B ye eşittir" " Eğer ve sadece B gerçekse A doğrudur". ile aynı anlamı vardır.

"Your work has been causing a lot of complaints from customers; I'm ordering you to leave immediately." "Oh, up yours! I didn't want to work here in the first place."
"Çalışman müşterilerin birçok şikayetine neden oluyordu.; Buradan hemen ayrılmanı emrediyorum." "Defol git ha! Ben zaten burada çalışmak istemedim"

"Oh? Where's Keiko?" "She said that she has a teacher, parent and child meeting so she'll be late."
"Ah? Keiko nerede?" "O onun bir öğretmen, ebeveyn ve çocuk toplantısı olduğunu bu yüzden geç kalacağını söyledi."

In his essay "Esperanto: European or Asiatic language" Claude Piron has shown the similarities between Esperanto and Chinese, thereby putting to rest the notion that Esperanto is purely eurocentric.
"Esperanto: Avrupa veya Asya dili" denemesinde Claude Piron, Esperanto ve Çince arasındaki benzerliği gösterdi ve Esperanto'nun yalnızca Avrupa merkezli olduğunu ortaya koydu.

It has gone a quarter.
15 dakika geçti.

Since the mid-20th century, the number of hutongs in Beijing has dropped dramatically as they are demolished to make way for new roads and buildings.
20. yüzyılın ortalarından beri Pekin'de su kuyusu sayısı önemli ölçüde düşmüş ve yeni yol ve binalar için bir yol yapmak için yıkılmışlardır.

I shouldn't eat food that has sugar in it.
İçinde şeker olan yiyecekleri yememeliyim.

It's possible that the drinking water has chlorine, lead, or similar contaminants in it.
İçme suyunda klor, kurşun ya da benzer kirletici madde bulunması mümkün.

The work has to be finished before noon.
İş öğleden önce bitirilmeli.

The work has just been done.
İş az önce bitirildi.

The business has expanded by 50% this year.
İş bu yıl % 50 oranında genişlemiştir.

Has Kelimesi İle İlgili Diğer Cümleleri Göster

Diğer adet ingilizce örnek cümlerleri görmek için üstte bulunan linke tıklayınız.

He has spent most of his working life as a diplomat.
İş hayatının çoğunluğunu bir diplomat olarak geçirdi.

He has gone to New York on business.
İş için New York'a gitti.

The job has already been done.
İş zaten yapıldı.

He has already finished his work.
İşini çoktan bitirdi.

He has every reason to quit his job.
İşini bırakması için her türlü nedeni var.

He has finished his work, hasn't he?
İşini bitirdi, değil mi?

He has been on a diet for two months.
İki aydır diyette.

He has two brothers, one lives in Osaka and the other in Kobe.
İki erkek kardeşi var; biri Osaka'da diğeri Kobe'de yaşıyor.

He has to take two science classes.
İki fen dersi almak zorunda.

It has snowed for two days.
İki gün boyunca kar yağdı.

It has been raining for two days.
İki gündür yağmur yağmaktadır.

She has two sisters. Both live in Kyoto.
İki kız kardeşi var. Her ikisi de Kyoto'da yaşıyor.

She has two sisters. They live in Kyoto.
İki kız kardeşi var. Onlar Kyoto'da yaşıyor.

She has two cats.
İki kedisi var.

He has been studying for two hours.
İki saattir çalışmaktadır.

Since my brother died suddenly two years ago, my sister-in-law has valiantly kept going the small jewellery store he left her.
İki yıl önce kardeşimin ansızın ölmesinden beri, yengem onun kendisine bıraktığı küçük mücevher dükkanına gitmeye devam etti.

Second semester has ended.
İkinci dönem bitti.

The second course has chickpeas, chicken, meat, sausage and potato.
İkinci tabakta nohut, tavuk, et, sosis ve patates var.

The medicine has to be taken every six hours.
İlaç her altı saatte bir alınmalıdır.

The drug culture has its own rules.
İlaç kültürünün kendi kuralları vardır.

Spring is over and summer has come.
İlkbahar bitti ve yaz geldi.

He must be able to pass the exam since he has the capacity.
İmtihanı geçebilmesi lazım, zira kabiliyeti var.

He has two sons, I believe.
İnanıyorum, onun iki oğlu var.

The English alphabet has 26 letters.
İngiliz alfabesinin 26 harfi vardır.

He has some experience in teaching English.
İngilizce öğretmede bazı deneyimlere sahip.

English has spread all over the country.
İngilizce bütün ülkede yayıldı.

English has become my favorite subject.
İngilizce en sevdiğim ders oldu.

English has many loan words from French.
İngilizce Fransızcadan gelen birçok ödünç kelimeye sahiptir.

English has become an international language.
İngilizce uluslararası bir dil oldu.

He has made remarkable progress in English.
İngilizcede dikkate değer bir ilerleme kaydetti.

She has to take a remedial course in English.
İngilizcede iyileştirici bir kurs almak zorunda.

He has an unusual ability in English.
İngilizcede sıra dışı bir yeteneği var.

English has no word for "Zeitgeist".
İngilizce'de Zeitgeist'ı karşılayan bir sözcük yoktur.

I think your English has improved a lot.
İngilizcenin çok geliştiğini düşünüyorum.

One has to protect his family.
İnsan ailesini korumak zorundadır.

Man has the ability to talk.
İnsan konuşma yetisine sahiptir.

Man is different from animals in that he has the faculty of speech.
İnsan oğlu konuşma kabiliyeti bakımından hayvanlardan farklıdır.

Man has the ability to speak.
İnsan oğlunun konuşma yeteneği vardır.

Man, too, has been given protective devices against extreme temperatures.
İnsana da aşırı sıcaklıklara karşı koruyucu cihazlar verilmektedir.

Man has many wishes that he does not really wish to fulfil, and it would be a misunderstanding to suppose the contrary. He wants them to remain wishes, they have value only in his imagination; their fulfilment would be a bitter disappointment to him. Such a desire is the desire for eternal life. If it were fulfilled, man would become thoroughly sick of living eternally, and yearn for death.
İnsanın gerçekten yapmak istemediği bir sürü istekleri vardır, ve aksini düşünmek bir yanlış anlama olurdu.O onların istekler kalmasını ister, onların sadece onun hayalinde değeri vardır; Onların yapılması ona karşı daha şiddetli bir hayal kırıklığı olurdu. Böyle bir istek sonsuz hayat için istektir.Eğer onlar yerine getirilse, insan sonsuza kadar yaşamaktan tamamen usanırdı ve ölümü isterdi.

That men do not learn very much from the lessons of history is the most important of all the lessons that history has to teach.
İnsanoğlunun tarih derslerinden çok şey öğrenmemesi tarihin öğretmek zorunda olduğu tüm derslerin en önemlisidir.

Spain has won the 2010 FIFA World Cup and the national team logo gains the first star.
İspanya, 2010 FIFA Dünya Kupası'nın galibi oldu ve millî takım logosu ilk yıldızını kazandı.

Spain has been a democracy since 1975.
İspanya'nın 1975'ten beri bir demokrasisi var.

Believe it or not, this woman has three kids.
İster inan ister inanma, bu kadının üç çocuğu var.

Believe it or not, she has three children.
İster inanın ister inanmayın, onun üç çocuğu var.

He has no choice but to resign.
İstifa etmekten başka seçeneği yoktu.

Sweden has its own language.
İsveç'in kendi dili vardır.

Italy has some of the best art galleries in the world.
İtalya dünyanın en iyi sanat galerilerinden bazılarına sahip.

He can't chew well, because he has a toothache now.
İyi çiğneyemiyor çünkü şu anda diş ağrısı var.

A good surgeon has an eagle's eye, a lion's heart, and a lady's hand.
İyi bir cerrah bir kartalın gözüne, bir aslanın kalbine ve bir hanımın eline sahiptir.

She has received a good education.
İyi bir eğitim aldı.

He has a good knowledge of French.
İyi bir Fransızca bilgisi var.

If an Icelandic sentence has a translation in English, and the English sentence has a translation in Swahili, then indirectly, this will provide a Swahili translation for the Icelandic sentence.
İzlandaca bir cümlenin İngilizce çeviri varsa, ve İngilizce cümlenin Savahili dilinde bir çevirisi varsa, öyleyse dolaylı olarak, bu, İzlandaca cümle için bir Savahili çeviri sağlayacaktır.

Getting rid of garbage has become a major headache for the authorities.
Çöpten kurtulmak yetkililer için büyük bir baş belası haline gelmiştir.

Everyone who works has the right to just and favourable remuneration ensuring for himself and his family an existence worthy of human dignity, and supplemented, if necessary, by other means of social protection.
Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

The work has been almost completed.
Çalışma neredeyse tamamlandı.

It's not only Tom that has to study. I have to study, too.
Çalışmak zorunda olan sadece Tom değildir. Ben de çalışmak zorundayım.

Tom isn't the only one who has to study. I have to study as well.
Çalışmak zorunda olan tek kişi Tom değildir. Ben de çalışmak zorundayım.

The muddy road has ruined my new shoes.
Çamurlu yol, yeni ayakkabılarımı mahvetti.

The interpreter has a double role.
Çevirmenin ikili bir görevi vardır.

Chinese officials say economic growth has dropped to a three-year low because of the world economy.
Çinli yetkililer ekonomik büyümenin dünya ekonomisinden dolayı üç yıl içinde en düşük seviyesine düştüğünü söylüyor.

This book has 252 pages, excluding illustrations.
Çizimler hariç, bu kitabın 252 sayfası var.

I don't know what has become of the boy.
Çocuğa ne olduğunu bilmiyorum.

He has sent the boy on an errand.
Çocuğu bir işe gönderdi.

The boy has a huge bump on his head. No wonder he cried so much!
Çocuğun başında büyük bir yumru var. O kadar çok ağlamasına şaşmamalı.

The boy has a watch in his hand.
Çocuğun elinde bir saati var.

The boy has no food.
Çocuğun hiç yiyeceği yok.

The boy has a good school record.
Çocuğun iyi bir okul sicili var.

The boy has good reflexes.
Çocuğun iyi refleksleri var.

The boy has a bat under his arm.
Çocuğun kolunun altında bir beyzbol sopası var.

The boy has few friends to play with.
Çocuğun oynayacak birkaç arkadaşı var.

The child has a case of chicken pox.
Çocuğun su çiçeği durumu var.

The boy has a high fever.
Çocuğun yüksek ateşi var.

The boy has an apple in his pocket.
Çocuk cebinde bir elmaya sahiptir.

The boy has guts.
Çocuk cesur.

The boy has the greatest amount of fruit.
Çocuk en büyük miktarda meyveye sahip.

The boy has grown out of all his old clothes.
Çocuk eski elbiselerine sığmayacak kadar büyüdü.

The boy has come home.
Çocuk eve geldi.

The boy has never been to the zoo.
Çocuk hayvanat bahçesinde hiç bulunmadı.

The boy has learned to read.
Çocuk okumayı öğrendi.

The boy has been sleeping for ten hours.
Çocuk on saattir uyuyor.

The boy has been absent from school for eight days.
Çocuk sekiz gündür okulda yok.

The kid has already gone to bed.
Çocuk zaten yatağa gitti.

John has been collecting stamps since he was a child.
Çocukluğundan beri, John pullar toplamaktadır.

She has known him since they were very young.
Çocukluklarından beri onu tanır.

She has very few close friends.
Çok az sayıda samimi arkadaşı var.

She has a very strong personality.
Çok güçlü bir kişiliği vardır.

She has very nice-looking handwriting.
Çok güzel görünümlü bir el yazısı var.

He has a very good sense of humor.
Çok iyi bir mizah duygusu var.