Aranacak Kelime ›

Türkçe kelime anlamı Sen olan You kelimesinin kullanıldığı toplam 80 adet cümle bulundu. You ile ilgili cümleleri ve bu örnek cümlelerin türkçe anlamlarını altında bulabilirsiniz.

You kelimesiyle ilgili örnek Cümleler

"How do you find your washing-machine?" "Not so bad."
" Çamaşır makineni nasıl buluyorsun?" " O kadar kötü değil."

"Do you speak German?" "No, I don't."
" Almanca biliyor musunuz? " "Hayır, bilmiyorum"

"May I speak to Mr Smith?" "Will you hold the line?"
" Bay Smith ile konuşabilir miyim?" " Hatta kalır mısınız? "

"How many boys do you have?" "I only have one."
" Kaç tane erkek çocuğun var?" "Yalnızca bir tane."

"Would you mind opening the window?" "Certainly not."
" Pencereyi açmanızın bir sakıncası var mı?" "Kesinlikle yok."

"Would you mind opening the window?" "Of course not."
" Pencereyi açmanızın bir sakıncası var mı?" "Tabii ki yok."

"Do you like sports?" "Yes, I like baseball, among other things."
" Sporları sever misiniz?" "Evet, diğer şeyler arasında, beyzboldan hoşlanırım."

"Would you mind helping me with my work?" "Not at all."
"İşimde bana yardım etmenizin bir sakıncası var mı?" "Hiç yok."

Don't use "discover" when you mean "invent".
"İcat etmek" demek istediğinde "keşfetmeyi" kullanma.

"Are you apathetic or just ignorant?" "I don't know and I don't care."
"İlgisiz misin yoksa yalnızca cahil misin?" "Bilmiyorum ve umurumda değil."

"Will you help me with my English homework?" "Certainly."
"İngilizce ödevime yardım edecek misin?" "Tabii ki de."

You Kelimesi İle İlgili Diğer Cümleleri Göster

Diğer adet ingilizce örnek cümlerleri görmek için üstte bulunan linke tıklayınız.

"Take all the land you want", said the Aborigene chief. "Oh no," said the English general, "we will take just an island." "And which island?" asked the Aborigene chief. "Just the island of Australia," replied the English general.
"İstediğiniz tüm toprakları alın " dedi Aborjin şefi. "Oh hayır," dedi İngiliz general, "Biz sadece bir ada alacağız" "Ve hangi adayı ?" diye sordu Aborjin şefi. "Sadece Avustralya" diye yanıtladı İngiliz general.

"Are you okay?" "No, I'm not."
"İyi misin?" "Hayır, değilim."

"Your work has been causing a lot of complaints from customers; I'm ordering you to leave immediately." "Oh, up yours! I didn't want to work here in the first place."
"Çalışman müşterilerin birçok şikayetine neden oluyordu.; Buradan hemen ayrılmanı emrediyorum." "Defol git ha! Ben zaten burada çalışmak istemedim"

"What would you like for lunch?" "It doesn't matter, whatever you've got."
"Öğle yemeği için ne istiyorsun?""Sorun değil, her neyin varsa."

"I'm getting hungry." "Me, too." "Do you want to eat?" "OK."
"Acıkıyorum. "Ben de." "Yemek yemek ister misin?" "Tamam."

"Will you pass me the sugar?" "Here you are."
"Şekeri uzatır mısınız?" "Buyrun."

"Oh Tom, you big, strong man! Come here and kiss me!" - "I'm sorry! I'm married!"
"Ah Tom, sen büyük, güçlü adamsın! Buraya gel ve beni öp!" "Üzgünüm! Ben evliyim!"

"If you're not happy with your purchase, you can return it at any time." "Could I get that in writing?"
"Alışverişinizden mutlu değilseniz, istediğiniz zaman iade edebilirsiniz." "Bu sözü yazılı olarak alabilir miyim?"

Did you know that when you say "America", it can mean the USA or the continent of both Americas?
"Amerika" dediğinizde Onun Amerika Birleşik Devletleri ya da her iki Amerika kıtası anlamına gelebileceğini biliyor muydunuz?

"Mom, you need to sign this." "Let me read it." "No, it's okay. You don't have to."
"Anne, bunu imzalamalısın." "Onu okuyayım." Hayır, o tamam. Okumana gerek yok."

"Mom, can I watch TV?" "No, you can't Tom." "Dad, can I watch TV?"
"Anne, TV izleyebilir miyim?" "Hayır, izleyemezsin Tom." "Baba, TV izleyebilir miyim?"

"Are you sad?" "No. Why would I be?"
"Üzgün müsün?" "Hayır. Niye olayım ki?"

"What were you just doing?" "I was talking to Tom."
"Az önce ne yapıyordun?" "Tom'la konuşuyordum."

"Do you like spicy food?" "I love it."
"Baharatlı yiyecekleri sever misin?" "Bayılırım."

"Pass me the salt, please." "Here you are."
"Bana tuzu uzat, lütfen." "Buyrun."

"Thank you for helping me." "Don't mention it."
"Bana yardım ettiğiniz için teşekkür ederim." " Bir şey değil."

"Do you mind if I call on you sometime?" "No, not at all."
"Bazen sana uğramamın bir sakıncası var mı? " "Hayır, hiç. "

"You make more money than I do." "That's because you don't have a job, Tom!"
"Benden daha fazla para kazanıyorsun." " Bu bir işin olmadığından, Tom!"

"Would you mind taking me home?", she said.
"Beni eve götürebilir misin?" diye sordu.

"Do you love me?" "I don't know."
"Beni seviyor musun?" "Bilmiyorum."

"Do you want to play with me?" "Not with you!"
"Benimle oynamak ister misin?" "Seninle değil!"

"Do you know anything about Bill?" "No, what happened to him?"
"Bill hakkında bir şey biliyor musun?" "Hayır, ne oldu ona?"

"Would you like something to drink?" "No, but thanks for offering."
"Bir şey içmek ister misin?" "Hayır, ama öneri için teşekkürler."

"Do you need something?" "Yes, I need to talk to you."
"Bir şeye ihtiyacın var mı?" "Evet, seninle konuşmaya ihtiyacım var."

"Have you reserved a hotel room?" "Sorry, not yet."
"Bir otel odası rezervasyonu yaptınız mı?" "Henüz değil, üzgünüm."

"Have you finished it?" "On the contrary, I'm just starting."
"Bitirdin mi?" "Aksine, yeni başlıyorum."

"Have you finished?" "On the contrary, I have not even begun yet."
"Bitirdin mi?" "Tam tersine, henüz başlamadım bile."

"This is the police. Would you mind coming down to the station?" "W-why?" "You can't think it's not a crime to go shooting guns off in the middle of town?!"
"Bu polis. İstasyona düşmemizde bir sakınca var mı?" "N-neden?" "Kasabanın ortasında tabancayla ateş etmenin bir suç olmadığını düşünmüyorsun?!"

"What's the first thing you did when you woke up this morning?" "I went back to sleep."
"Bu sabah kalktığında yaptığı ilk şey nedir?" "Tekrar yatmaya gittim."

"You will never guess who I met in the city today!" "Maria?" "What? How do you know that?"
"Bugün şehirde kiminle karşılaştığımı asla tahmin edemeyeceksin." "Maria mı?" "Ne? Bunu nasıl biliyorsun?"

"Did you get that?" "No, not at all."
"Bunu anladın mı?" "Hayır, hiç anlamadım."

"She started it!" "No, you did!"
"Bunu o başlattı!" "Hayır, sen başlattın."

"Can you give this to Tom, it's very important." "I'll make sure he gets it."
"Bunu Tom'a verir misin? bu çok önemli." "onun onu aldığına emin olmalıyım."

"What are you doing here?" he asked me in surprise.
"Burada ne yapıyorsun?" diye şaşkınlıkla bana sordu.

"How did you get in here?" "I climbed in through the window."
"Buraya nasıl girdin?" "Pencereden tırmandım."

"May I park here?" "No, you must not."
"Buraya park edebilir miyim?" "Hayır, etmemelisin."

"Have you seen my cell phone?" "It's on the table."
"Cep telefonumu gördün mü?" "Masanın üstünde."

Did you know "credulous" is not in the dictionary?
"Enayi"nin sözlükte olmadığını biliyor muydun?

"When are you back home?" "I don't know, in about twenty minutes".
"Eve ne zaman döneceksin?" "Bilmiyorum, yaklaşık yirmi dakika içinde ".

"But you just come here in the summer!" Said Tony.
"Fakat sadece Yazın buraya geliyorsun."dedi Tony.

"It seems that you know the country well." "I think so", answered Tom, smiling.
"Görünüşe bakılırsa kırsal kesimi iyi biliyorsun." Tom gülümseyerek "sanırım öyle" diye cevap verdi.

"I know how you really feel." "No, you don't!"
"Gerçekten nasıl hissettiğini biliyorum." " Hayır, bilmiyorsun!"

"Can you play the guitar?" "Yes, I can."
"Gitar çalabiliyor musun?" "Evet, çalabiliyorum."

"It must bother you to have taken a bad master." "I'm stupid too. So, it's all right."
"Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı." "Ben de aptalım. Öyleyse, tamam. "

"How many girlfriends do you have, Tom? How many?" "Actually, I have 4." "Whaat?"
"Kaç tane kız arkadaşın var, Tom? Kaç tane?" "Aslında, 4 tane." "Neee?"

"Do you like cake?" "Yes, I do."
"Kekten hoşlanır mısın?" "Evet, hoşlanırım."

"Who teaches you English?" "Miss Yamada does."
"Kim size İngilizce öğretiyor?""Bayan Yamada."

"Where is Maria?" "She just flew off on her broom. You just missed her!"
"Maria nerede?" "O süpürgesiyle uçtu. Onu kaçırdın."

"You're being brainwashed by the media!" "What are you talking about?"
"Medya tarafından beyniniz yıkanıyor." "Neden bahsediyorsun?"

"How do you feel?" "Not good at all!"
"Nasıl hissediyorsun?" "Hiç iyi değil!"

"How are you doing?" "Not bad."
"Nasılsın?" "Fena değil."

He exclaimed, "What a dirty face you have!"
"Ne çirkin bir yüzün var!" diye bağırdı.

"What did you say?" "I didn't say anything."
"Ne dedin?" "Ben bir şey demedim."

"What do you mean?" Dima asked, but burped, for if he remained silent, this sentence would be too simple.
"Ne demek istiyorsun?" Dima sordu fakat geğirdi, zira o sessiz kalırsa, bu cümle çok basit olur.

"What are you doing?" "I'm watching my plants grow."
"Ne yapıyorsun?" "Bitkilerimin büyümesini izliyorum."

"When do you watch TV?" "I watch TV after dinner."
"Ne zaman TV izlersin?" "Akşam yemeğinden sonra TV izlerim."

"When do you swim?" "I swim in July."
"Ne zaman yüzersin?" "Temmuzda yüzerim."

"Why are you stupid?" "I'm not stupid."
"Neden aptalsın?" "Ben aptal değilim."

"Why are you mad at me?" "I'm not mad at you!"
"Neden bana kızgınsın?" " Sana kızgın değilim!"

"Why did you do that?" "I wanted to see what would happen."
"Neden bunu yaptın?" "Ne olacağını görmek istiyordum."

"Why don't you come?" "Because I don't want to."
"Neden gelmiyorsun?" "Çünkü istemiyorum."

"Why are you going to Japan?" "To attend a conference in Tokyo."
"Neden Japonya'ya gideceksin?" "Tokyo'da bir konferansa katılmak için."

"Why were you holding her hand?" "I wasn't holding her hand!"
"Neden onun elini tutuyordun?" "Onun elini tutmuyordum!"

"Why were you holding his hand?" "I wasn't holding his hand!"
"Neden onun elini tutuyordun?" "Onun elini tutmuyordum!"

"Where are you staying?" "At that hotel."
"Nerede kalıyorsun?" "Şu otelde."

"Where do you live?" "I live in Tokyo."
"Nerede yaşıyorsunuz?" "Tokyo'da yaşıyorum."

"Where do you want to eat?" "I don't know. You choose."
"Nerede yemek yemek istiyorsun?" "Bilmiyorum. Sen seç."

"What are you trying to hide?" "Nothing."
"Neyi saklamaya çalışıyorsun?" "Hiçbir şeyi."

"Why are you studying English so hard?" "To be an English teacher."
"Niçin çok İngilizce çalışıyorsun?""İngilizce öğretmeni olmak için."

"Why didn't you tell us?" "No one asked."
"Niçin bize söylemedin?" "Kimse sormadı."

"She invited me over for coffee." "Did you go?" "I don't like coffee."
"O, kahve için beni davet etti." "Gittin mi?" "Kahveyi sevmem."

"My boy, did you hear something?" "No."
"Oğlum bir şey duydun mu?" "Hayır."

"How do you go to school?" "By bus."
"Okula nasıl gidersin?" "Otobüs ile."

"Is it raining where you are?" "It's clear."
"Olduğun yerde yağmur yağıyor mu? " " Hava açık. "

"I didn't see that you were online." "Yes, I was in invisible-mode.'
"Online olduğunu görmedim ki" "Evet, görünmez modundaydım.'

"Did I mention that he's handsome?" "Yes, you did."
"Onun yakışıklı olduğundan söz ettim mi?" "Evet, söz ettin."

"Lottery tickets are a waste of money." "Not if you win."
"Piyango biletleri para israfıdır." "Kazanmasan bile."

"I asked you a question." "I didn't hear you."
"Sana bir soru sordum." "Seni duymadım."

"Do you think he will come?" "I hope not."
"Sence gelecek mi?" "Umarım gelmez."

"Do you think he'll come?" "I hope not."
"Sence gelecek mi?" "Umarım gelmez."

"Do you think she'll come?" "I hope not."
"Sence gelecek mi?" "Umarım gelmez."

"Do you have a cigarette?" "No, I only smoke other people's."
"Sigaran var mı?" "Hayır, sadece başkalarınınkileri içerim."

"Tom! Do you realise that these sentences are very self-centred: They always either begin with or end with you! Even both!" she reproached Tom.
"Tom! Bu cümlelerin çok bencil olduğunun farkında mısın?: Onlar her zaman ya seninle başlıyor ya da seninle bitiyor! Hatta her ikisi!" o, Tom'a serzenişte bulundu.

"Tom, do you have school today?" "No, classes were canceled because of the typhoon."
"Tom, bugün okulun var mı?" "Hayır, dersler tayfundan dolayı iptal edildi."

"Tom, what are you doing?" "Nothing."
"Tom, ne yapıyorsun?" "Hiçbir şey."

"Have you ever seen Tom with a handbag?" "Tom? No, never."
"Tom'u bir el çantasıyla gördün mü?" "Tom mu? Hayır, asla."

"Do you not like Tom?" "It's not that I don't like him, I just have trouble dealing with people like him."
"Tom'u sevmiyor musun?" "Onu sevmiyorum değil, sadece onun gibi insanlarla ilgi kurmada sorunum var."

Have you seen Tom's TV show, "Tom and Friends"?
"Tom'un TV gösterisi , "Tom ve arkadaşları"'nı gördün mü?

How do you pronounce "Wi-Fi" in French?
"Wi-Fi"'yı Fransızcada nasıl telaffuz edersin?