Aranacak Kelime ›

Türkçe kelime anlamı Reddetti olan Refused kelimesinin kullanıldığı toplam 80 adet cümle bulundu. Refused ile ilgili cümleleri ve bu örnek cümlelerin türkçe anlamlarını altında bulabilirsiniz.

Refused kelimesiyle ilgili örnek Cümleler

She refused to speak English.
İngilizce konuşmayı reddetti.

Britain refused to be part of the agreement.
İngiltere anlaşmanın parçası olmayı reddetti.

He refused to do much campaigning.
Çok kampanya yapmayı reddetti.

The extremists refused to negotiate.
Aşırı kişiler müzakere etmeyi reddettiler.

He refused to eat his lunch.
Öğle yemeğini yemeyi reddetti.

The student refused to obey his teacher.
Öğrenci öğretmenine itaat etmeyi reddetti.

You refused to pay.
Ödeme yapmayı kabul etmedi.

I refused to pay.
Ödemeyi reddettim.

The reason he refused your offer is obvious.
Önerini reddetme nedeni açık.

She refused to accept his proposal.
Önerisini kabul etmeyi reddetti.

They refused to accept the pay raise.
Ücret artışını kabul etmeyi reddettiler.

Refused Kelimesi İle İlgili Diğer Cümleleri Göster

Diğer adet ingilizce örnek cümlerleri görmek için üstte bulunan linke tıklayınız.

The caller refused to give us his name.
Arayan kişi bize adını vermeyi reddetti.

The caller refused to give us her name.
Arayan kişi bize adını vermeyi reddetti.

The soldier refused to fire his rifle at the enemy.
Asker, tüfeğiyle düşmana ateş açmayı reddetti.

You should have refused such an unfair proposal.
Böyle haksız bir öneriyi reddetmen gerekirdi.

He refused to accept such an absurd proposal.
Böyle saçma bir teklifi kabul etmeyi reddetti.

The President refused to answer the question.
Başkan soruyu cevaplamayı reddetti.

I refused to be paid.
Bana ödeme yapılmasını reddettim.

The bank refused to give them more credit.
Banka onlara daha fazla kredi vermeyi reddetti.

Banks refused to lend money to Japanese-Americans.
Bankalar Japon-Amerikalılara borç para vermeyi reddetti.

Some of the Indian leaders refused to negotiate.
Bazı Hint liderler görüşmeyi reddetti.

I complained, but they refused to take this sweater back.
Ben şikayet ettim fakat onlar bu kazağı geri almayı reddetti.

My father was a pacifist who refused to fight in the Vietnam War.
Benim babam Vietnam'da savaşmayı reddeden bir barışseverdi.

To my surprise, he refused my offer.
Benim için sürpriz oldu, o benim teklifimi reddetti.

She refused to go with me.
Benimle gitmeyi reddetti.

He refused to quit despite many obstacles.
Birçok engele rağmen vazgeçmeyi reddetti.

We wanted to speak to the president of the company, but he refused to speak to us.
Biz şirket başkanı ile konuşmak istedik, ama o bizimle konuşmayı reddetti.

Custer refused to listen.
Custer dinlemeyi reddetti.

Doctors refused to perform a second operation.
Doktorlar ikinci operasyonu uygulamayı reddettiler.

Almost all workers refused to work during the night.
Geceleyin çalışmayı neredeyse tüm işçiler reddetti.

He was ordered to leave, but refused.
Gitmesi emredildi fakat reddetti.

Grant refused to accept defeat.
Grant yenilgiyi kabul etmeyi reddetti.

He refused to make quick decisions.
Hızlı kararlar vermeyi reddetti.

Johnson refused to recognize the law.
Johnson yasayı tanımayı reddetti.

He himself refused to talk to her.
Kendisi onunla konuşmayı reddetti.

I refused for personal reasons.
Kişisel sebeplerden ötürü reddettim.

The commander refused to negotiate.
Komutan müzakere etmeyi reddetti.

The Confederate leaders refused to accept defeat.
Konfederasyon liderleri yenilgiyi kabul etmeyi reddetti.

Congress refused to act.
Kongre eylemi reddetti.

He lost his position just because he refused to tell a lie.
Konumunu yitirdi çünkü yalan söylemekten kaçınmıştı.

He had refused to compromise on the issue.
Konuyla ilgili uzlaşmayı reddetmişti.

Unfortunately, Tom refused to help us.
Maalesef, Tom bize yardım etmeyi reddetti.

Mine owners refused to negotiate.
Maden sahipleri görüşmeyi reddetti.

The government of Mexico refused to negotiate.
Meksika hükümeti görüşmeyi reddetti.

The reporter refused to name his sources.
Muhabir kaynaklarının adını vermeyi reddetti.

Unfortunately he refused to come.
Ne yazık ki o gelmeyi reddetti.

He refused to pay.
O ödemeyi reddetti.

He offered me a beer, but I refused.
O bana bir bira teklif etti fakat reddettim.

He refused to help me.
O bana yardım etmeyi reddetti.

She refused my invitation.
O benim davetimi reddetti.

He refused to do so.
O bunu reddetti.

He refused my offer for no good reason.
O iyi bir neden olmadan teklifimi reddetti.

She asked him to come into her house, but he refused.
O onun evine gelmesini rica etti fakat o reddetti.

He would still be alive had he refused to go to the battlefield then.
O zaman savaş alanına gitmeyi reddetseydi, hâlâ hayatta olurdu.

He refused to give an interview.
O, bir röportaj yapmayı reddetti.

He refused to go on holiday with his parents.
O, ebeveynleriyle tatile çıkmayı reddetti.

He flatly refused to let me in.
O, içeri girmemi açıkça reddetti.

She asked him some questions, but he refused to answer.
O, ona bazı sorular sordu fakat o cevaplamayı reddetti.

She refused to take the money.
O, parayı almayı reddetti.

She refused to accept the money.
O, parayı kabul etmeyi reddetti.

She refused to accept the post.
O, postayı kabul etmeyi reddetti.

He refused to take the bribe.
O, rüşvet almayı reddetti.

She refused to accept charity.
O, sadaka almayı reddetti.

He got very angry, for she refused to follow his advice.
O, tavsiyelerine uymayı kabul etmediği için çok sinirlendi.

He refused to shake hands.
O, tokalaşmayı reddetti.

I refused to believe it.
Ona inanmayı reddettim.

She refused my offer to help her.
Ona yardım etme önerimi reddetti.

They refused to be drafted.
Onlar askere alınmayı reddettiler.

They refused to help us.
Onlar bize yardım etmeyi reddettiler.

They also refused to buy British goods.
Onlar da İngiliz mallarını almayı reddettiler.

They refused to fight.
Onlar döğüşmeyi reddetti.

They refused to join the army.
Onlar orduya katılmayı reddetti.

They sacrificed forbidden swine, and put to death all who refused to eat.
Onlar yasaklanmış domuzu kurban etti, ve onu yemeyi reddeden herkesi öldürdüler.

They refused to go anywhere on foot.
Onlar yaya olarak bir yere gitmeyi reddettiler.

He refused to inform them.
Onlara bilgi vermeyi reddetti.

Would you tell me why you have refused their offer?
Onların önerisini niçin reddettiğini bana söyler misin?

I tried hard to make them stay home, but they refused to listen to me.
Onların evde kalmasını sağlamak için çok uğraştım fakat onlar beni dinlemeyi reddettiler.

She refused to do what they wanted.
Onların istediklerini yapmayı reddetti.

I refused it for private reasons.
Onu özel nedenlerle geri çevirdi.

He refused my offer to drive him home.
Onu eve götürme teklifimi reddetti.

You should have refused his offer.
Onun önerisini reddetmeliydin.

She refused his proposal.
Onun önerisini reddetti.

I am surprised that she refused such a good offer.
Onun böyle güzel bir teklifi reddetmesine şaşırdım.

He asked her to marry him, but she refused.
Onun kendisiyle evlenmesini istedi fakat o reddetti.

He refused to believe that she was guilty.
Onun suçlu olduğuna inanmayı reddetti.

She refused his offer.
Onun teklifini reddeti.

He flatly refused her requests for help.
Onun yardım teklifini açıkça reddetti.

My boss refused my request for a raise.
Patronum zam isteğimi reddetti.

They refused to release the hostages.
Rehineleri serbest bırakmayı reddettiler.

Roosevelt refused to accept the idea of defeat.
Roosevelt yenilgi fikrini kabul etmeyi reddetti.

Rosa Parks refused to give up her seat for a white passenger.
Rosa Parks, beyaz bir yolcuya koltuğunu vermeyi reddetti.

I've done what you refused to do.
Senin geri çevirdiğin şeyi ben yaptım.

The Soviet Union and its allies refused help.
Sovyetler Birliği ve onun müttefikleri yardım etmeyi reddetti.

I refused absolutely.
Tamamen reddediyorum.

Tom couldn't understand why Mary refused to even listen to him.
Tom Mary'nin onu dinlemeyi bile niçin reddettiğini anlayamadı.

Tom refused to sign his name.
Tom adını imzalamayı reddetti.

Tom refused to give me what I asked for.
Tom bana istediğimi vermeyi reddetti.

Tom offered me a cookie, but I refused.
Tom bana kurabiye teklif etti ama ben reddettim.

Tom refused to even consider my suggestion.
Tom benim teklifimi düşünmeyi bile reddetti.

Tom refused to listen.
Tom dinlemeyi reddetti.