Aranacak Kelime ›

Türkçe kelime anlamı Hızlı olan Quickly kelimesinin kullanıldığı toplam 80 adet cümle bulundu. Quickly ile ilgili cümleleri ve bu örnek cümlelerin türkçe anlamlarını altında bulabilirsiniz.

Quickly kelimesiyle ilgili örnek Cümleler

I want the work done quickly.
İşin çabuk yapılmasını istiyorum.

Do your work quickly.
İşinizi çabucak yapın.

Does the medicine act quickly?
İlaç çabuk etki eder mi?

I hope you'll recover quickly.
İnşallah çabuk iyileşirsin.

I hope you'll make up your mind quickly.
İnşallah çabuk karar verirsin.

I've never heard English spoken so quickly.
İngilizcenin öyle hızlı konuşulduğunu hiç duymadım.

The Senate acted quickly to approve the treaty with Britain.
İngiltere ile anlaşmayı onaylamak için Senato hızlı davrandı.

I am not very good at sizing people up quickly.
İnsanları çabucak değerlendirmede iyi değilim.

The firemen quickly extinguished the blaze.
İtfaiyeciler yangını hemen söndürdüler.

We asked him on the interphone if he could come downstairs quickly.
Çabucak aşağıya gelip gelemiyeceğini içhaberleşmede ona sorduk.

You catch on quickly.
Çabucak anlıyorsun.

Quickly Kelimesi İle İlgili Diğer Cümleleri Göster

Diğer adet ingilizce örnek cümlerleri görmek için üstte bulunan linke tıklayınız.

Do something quickly.
Çabucak bir şey yap.

We need to do something quickly.
Çabucak bir şey yapmamız gerekir.

Let's complete this picture quickly.
Çabucak bu resmi tamamlayalım.

Come here quickly.
Çabucak buraya gel.

You don't have to answer quickly.
Çabucak cevap vermek zorunda değilsin.

Go home quickly.
Çabucak eve git.

Get dressed quickly.
Çabucak giyin.

Get ready quickly.
Çabucak hazırlanın.

You must get ready quickly.
Çabucak hazırlanmalısın.

Unless you make a decision quickly, the opportunity will be lost.
Çabucak karar vermezsen, fırsat kaybedilecek.

You've got to write to him quickly.
Çabucak ona yazmalısın.

Come quickly!
Çabuk gel!

Come quickly.
Çabuk gel.

You must come quickly.
Çabuk gelmelisin.

I had to act quickly.
Çabuk hareket etmek zorunda kaldım.

We have to act quickly.
Çabuk hareket etmeliyiz.

We need to act quickly.
Çabuk olmamız gerekir.

The child is learning quickly.
Çocuk çabucak öğreniyor.

Children grow up so quickly.
Çocuklar çok çabuk büyürler.

Children grow very quickly.
Çocuklar çok çabuk büyürler.

It is possible for us to do addition very quickly.
Çok çabuk bir şekilde ilave yapmamız mümkündür.

We've arrived pretty quickly, haven't we?
Çok çabuk geldik değil mi?

My elder brother finished his homework very quickly.
Ağabeyim çok hızlı bir şekilde ev ödevini bitirdi.

My big brother finished his homework very quickly.
Ağabeyim ödevini çabucak bitirdi.

My older brother finished his homework very quickly.
Ağabeyim ev ödevini çok çabuk bitirdi.

I finished my lunch quickly.
Öğle yemeğimi çabucak bitirdim.

She finished her lunch quickly and went shopping.
Öğle yemeğini çabucak bitirip alışverişe gitti.

Our teacher sometimes speaks quickly.
Öğretmenimiz bazen hızlı konuşur.

In an emergency, do you act quickly?
Acil bir durumda, hızlı davranır mısınız?

The American Senate quickly approved the treaty.
Amerikan Senatosu hızla antlaşmayı onayladı.

The country was industrialized very quickly.
Ülke çok hızlı sanayileşti.

The number of members will grow quickly.
Üyelerin sayısı çabucak artıyor.

Defeated revolutions are forgotten quickly.
Başarısızlığa uğramış devrimler çabucak unutulur.

They marched quickly toward the capital.
Başkente doğru çabucak ilerlediler.

My father quickly scanned the newspaper.
Babam gazeteye hızla göz gezdirdi.

Care aged him quickly.
Bakım onu çabuk yaşlandırdı.

Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly.
Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

I quickly ate lunch.
Ben çabucak öğle yemeği yedim.

When I arrived, they quickly cleared out of the house.
Ben vardığımda çabucak evden kaçtılar.

My children wear out their shoes quickly.
Benim çocuklarım ayakkabılarını çabucak eskitiyorlar.

They spoke too quickly for me to understand.
Benim anlayamayacağım kadar çok hızlı konuştular.

A horse runs quickly.
Bir at hızlı koşar.

A doctor quickly cut off his left arm and stopped the heavy bleeding.
Bir doktor derhal onun sol kolunu kesip çıkardı ve ağır kanamayı durdurdu.

He struck a match, but quickly put it out.
Bir kibrit çaktı fakat onu çabucak söndürdü.

World War One did not end quickly or easily.
Birinci Dünya Savaşı, çabuk ve kolay sona ermedi.

We got the meeting over with quickly.
Biz çabucak toplantıyı bitirdik.

This survey is too long to finish quickly.
Bu araştırma hızlı bir şekilde bitiremeyecek kadar çok uzun.

This month went by very quickly.
Bu ay hızla geçip gitti.

I'd like you to quickly look over these documents.
Bu belgeleri hızla gözden geçirmeni istiyorum.

I'd like you to quickly browse through these documents.
Bu belgeleri hızla gözden geçirmeni istiyorum.

The price of these supplies quickly increased.
Bu malzemelerin fiyatı hızla arttı.

How quickly can you finish these pictures?
Bu resimleri ne kadar çabuk bitirebilirsin?

I'd better solve this problem quickly.
Bu sorunu çabuk çözsem iyi olur.

We'll have to do this quickly.
Bunu çabucak yapmak zorunda olacağız.

We need to do this quickly.
Bunu çabucak yapmalıyız.

The world is changing more and more quickly.
Dünya gitgide artan bir hızla değişiyor.

Changes came quickly.
Değişiklikler çabuk geldi.

We risk losing control of the situation if we don't act quickly.
Eğer çabuk hareket etmezsek durumun kontrolünü kaybetmeyi göze alırız.

Sir, can we quickly inspect your luggage please?
Efendim, bağajınızı hızlı bir şekilde kontrol edebilir miyiz lütfen?

The house did not suffer much damage because the fire was quickly put out.
Ev, yangın çabuk söndürüldüğü için fazla zarar görmedi.

The thief ran quickly.
Hırsız hızla koştu.

He got rich quickly.
Hızla zengin oldu.

You learn quickly.
Hızlı öğreniyorsun.

You recovered quickly.
Hızlı bir şekilde iyileştin.

Quickly Sadako tried to fold the paper before she fell asleep.
Hızlı bir şekilde Sadako, uykuya dalmadan önce kağıdı katlamayı denedi.

You must move quickly.
Hızlı hareket etmek zorundasın.

We must move quickly.
Hızlı hareket etmeliyiz.

The news quickly spread.
Haber hızla yayıldı.

Come on! Quickly!
Haydi! Çabuk!

Come on, answer quickly.
Haydi, çabuk cevap ver.

We walked more quickly than usual.
Her zamankinden daha hızlı yürüdük.

Stock prices fell quickly.
Hisse senedi değerleri çabucak düştü.

Bad news travels quickly.
Kötü haber çabuk yayılır.

Paper burns quickly.
Kağıt hızlı yanar.

About sixty men from the tribe quickly arrived riding horses.
Kabileden yaklaşık altmış adam atlarına binerek çabucak vardılar.

He lost himself quickly in the crowd.
Kalabalıkta çabucak kayboldu.

Let's quickly finish the remaining work and go out for some drinks.
Kalan işi çabucak bitirelim ve birkaç içki için dışarı gidelim.

I preferred wearing my Hawaiian T-shirt and green shorts to be cool and different, but I quickly got used to the white shirt and black slacks.
Klas ve farklı olmak için Hawaii tişörtümü ve yeşil şortumu giymeyi tercih ettim, ama çabucak beyaz gömlek ve siyah pantolona alıştım.

I ran as quickly as I could.
Koşabildiğim kadar hızlı koştum.

Please move quickly.
Lütfen hızlı hareket edin.

Please come home as quickly as possible.
Lütfen mümkün olduğunca çabuk eve gel.

Please do it quickly.
Lütfen onu hızlı bir şekilde yap.

He quickly scanned my manuscript.
Müsveddeme hızla göz attı.

The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly.
Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.

He responded very quickly to my letter.
Mektubumu çok hızlı yanıtladı.

Fashions change quickly.
Moda çabucak değişir.

Act like you were from those we can not quickly make a maker of unsuccessful ones.
Muvaffakiyet­siz­leş­ti­ri­ci­leş­ti­ri­ve­re­me­ye­bi­le­cek­le­ri­miz­den­miş­si­niz­ce­si­ne hareket edin.

How can I lose weight quickly?
Nasıl çabucak zayıflayabilirim.

Those who intended to stay quickly adopted the island speech patterns, while those who did not, did not.
Niyetli olmayanlar uyum sağlamazken, kalmaya niyetli olanlar adanın konuşma yapılarına çabucak uyum sağladılar.