Aranacak Kelime ›

Quest kelimesinin kullanıldığı toplam 80 adet cümle bulundu. Quest ile ilgili cümleleri ve bu örnek cümlelerin türkçe anlamlarını altında bulabilirsiniz.

Quest kelimesiyle ilgili örnek Cümleler

Abu al-Husayn ibn al-Rawandi, already in the ninth century, held that reason is man's exclusive guide to truth, a quest in which revelation is of no help.

Chinese firms have embarked on a quest to conquer the world market.

Democracy is a quest, a never-ending seeking for better things, and in the seeking for these things and the striving for better things, and in the seeking for these things and the striving for them, there are many roads to follow.

Gulliver traveled in quest of adventure.

He went on a quest to find the point where the sky touches the Earth.

Investigation on those organisms will give new lights on the quest for new medicines.

It may have been a quixotic quest, but surprisingly enough, it was successful.

It's a long quest.

Since truth matters, we should be on a quest to do all we can to understand God's Word.

The boy succeeded in his quest, guided by the spirit of a squirrel.

The heroic knight went on a quest to defeat a great monster and won the favor of his lady.

Quest Kelimesi İle İlgili Diğer Cümleleri Göster

Diğer adet ingilizce örnek cümlerleri görmek için üstte bulunan linke tıklayınız.

They explored the desert in quest of buried treasure.

Those books which have made a lasting contribution to man's quest for truth, we call great books.

We are apt to fall into the error of thinking that the facts are simple because simplicity is the goal of our quest.

We hope you will join us in our quest.

When the term "crusade" is used to refer to a noble quest, the groups who suffered from the original medieval crusades are not happy.

Would you look at that! After a long and exhausting quest I finally managed to find the mythical Scroll of Swordsmanship.

"I asked you a question." "I didn't hear you."
"Sana bir soru sordum." "Seni duymadım."

To drink or not to drink - that is the question.
İçmek ya da içmemek - işte asıl soru bu.

What is your second question?
İkinci sorunuz nedir?

When the Englishman heard this last question, he could not believe his ears.
İngiliz, bu son soruyu duyunca kulaklarına inanamadı.

People will question all the good things they hear about you but believe all the bad without a second thought.
İnsanlar sizin hakkınızda duydukları bütün iyi şeyleri sorgulayacak fakat bütün kötü şeylere tereddüt etmeden inanacaklardır.

Why did I buy flowers? Why are you asking me such a question? I just bought them because I wanted to.
Çiçekleri niçin mi satın aldım? Niçin bana böyle bir soru soruyorsun? Onları sadece almak istediğim için aldım.

The pupil held up his hand to ask a question.
Öğrenci bir soru sormak için elini kaldırdı.

The teacher asked me a difficult question.
Öğretmen bana zor bir soru sordu.

The teacher distributed the question papers.
Öğretmen sınav kağıtlarını dağıttı.

The teacher answers every question we ask.
Öğretmen sorduğumuz her soruyu cevaplar.

Don't hesitate to ask your teacher a question.
Öğretmenine soru sormaya çekinme.

The man asked me who I was, to which question I did not think it necessary to answer.
Adam bana kim olduğumu sordu. Ki bu soruya cevap vermenin gerekli olduğunu düşünmedim.

The man raised his hand to ask a question.
Adam bir soru sormak için elini kaldırdı.

This is the first time I've ever asked the teacher a question.
Şimdiye kadar ilk defa öğretmene bir soru sordum.

A trip to America is out of the question.
Amerika'ya bir yolculuk söz konusu değil.

I have a stupid question.
Aptalca bir sorum var.

It is essentially a question of time.
Aslında bir zaman sorunu.

Actually this will be my fourth question.
Aslında bu benim dördüncü sorum olacak.

What you're saying now has nothing to do with the question.
Şu anda söylediğinin soru ile bir ilgisi yok.

I might ask the same question again.
Aynı soruyu tekrar sorabilirim.

I'd never ask such a childish question.
Böyle çocukça bir soru asla sormazdım.

She knew better than to ask such a stupid question.
Böylesina aptal bir soru sormaktan daha iyisini biliyordu.

We must consider the question of whether we can afford such huge sums for armaments.
Böylesine büyük bir silahlanma için paramızın olup olmadığı sorusunu göz önüne almalıyız.

Please forgive me asking such a personal question.
Böylesine kişisel bir soru sorduğum için lütfen beni affet.

Buying such an expensive car is out of the question.
Böylesine pahalı bir araba almak söz konusu değil.

He is too proud to ask others any question.
Başkalarına soru sormayacak kadar çok gururludur.

The President refused to answer the question.
Başkan soruyu cevaplamayı reddetti.

Don't ask me such a hard question.
Bana böyle zor bir soru sorma.

Barbara's success is beyond question.
Barbara'nın başarısı kuşkusuz.

Mr Hashimoto was puzzled by Ken's question.
Bay Hashimoto'nun Ken'in sorusundan kafası karıştı.

Mr. Hashimoto was confused by Ken's question.
Bay Hashimoto'nun Ken'in sorusuyla kafası karıştı.

I'm not an expert, so my answer to your question is just an educated guess.
Ben bir uzman değilim, bundan dolayı sorunuza vereceğim cevap sadece tectübelerime dayanıyor.

I can respond to his question.
Ben onun sorusuna yanıt verebilirim.

I anticipated his question.
Ben onun sorusunu önceden tahmin ettim.

I truly do not understand the question.
Ben soruyu gerçekten anlamıyorum.

I asked Tony a question.
Ben Tony'ye bir soru sordum.

I found it easy to answer this question.
Ben, bu soruya cevap vermeyi kolay buldum.

I think you should answer the question.
Bence soruyu cevaplamalısın.

I have got a question.
Benim bir sorum var.

To my surprise, she could not answer the question.
Benim için sürpriz oldu, o, soruyu cevaplayamadı.

It is easy for me to answer the question.
Benim soruyu cevaplamam kolay.

It is impossible for me to answer the question.
Benim soruyu cevaplamam mümkün değil.

Don't play dumb. Answer my question properly!
Bilmiyormuş gibi yapma. Sorumu doğru dürüst cevapla.

We talked about the question over a cup of coffee.
Bir fincan kahve içerken sorun hakkında sohbet ettik.

Without a passport, leaving a country is out of the question.
Bir pasaport olmadan, bir ülkeyi terk etmek söz konusu değildir.

The next question is for Tom.
Bir sonraki soru Tom için.

Can I ask one more question?
Bir soru daha sorabilir miyim?

Can I ask a question?
Bir soru sorabilir miyim?

May I ask a question?
Bir soru sorabilir miyim?

I raised my hand to ask a question.
Bir soru sormak için elimi kaldırdım.

She put up her hand to ask a question.
Bir soru sormak için elini kaldırdı.

He raised his hand to ask a question.
Bir soru sormak için elini kaldırdı.

I'd like to ask a question.
Bir soru sormak istiyorum.

I would like to ask a question.
Bir soru sormak istiyorum.

Let me ask a question.
Bir soru sormama izin ver.

I have a question, Tom.
Bir sorum var, Tom.

I have a question.
Bir sorum var.

I've got a question.
Bir sorum var.

Do you have a question?
Bir sorun var mı?

Raise your hand if you have a question.
Bir sorun varsa elini kaldır.

If you have a question, please ask me.
Bir sorun varsa, bana sor.

If you have a question, please raise your hand.
Bir sorunuz varsa lütfen elinizi kaldırın.

When you have a question, ask the teacher.
Bir sorunuz varsa, öğretmene sorun.

Can anyone answer my question?
Birisi soruma cevap verebilir mi?

She asked several question of us.
Bizimle ilgili birkaç soru sordu.

That's a stupid question.
Bu aptalca bir soru.

This is my question.
Bu benim sorunum.

Is that a question?
Bu bir soru mu?

It's a ridiculous question, really.
Bu gerçekten saçma bir soru.

That's out of the question.
Bu imkansız.

This is not an easy question.
Bu kolay bir soru değil.

There's no question about it.
Bu konuda hiçbir sorun yok.

What kind of question is that, Tom?
Bu ne tür soru, Tom?

This is a pretty stupid question.
Bu oldukça aptalca bir soru.

I was able to solve the question this morning.
Bu sabah sorunu çözmeyi başardım.

That's the question.
Bu sorgudur.

This question is too difficult for me.
Bu soru benim için çok fazla zor.

This question isn't easy.
Bu soru kolay değildir.

This question is not easy.
Bu soru kolay değildir.

I had trouble with this question.
Bu sorunla başım belada.

It's time to resolve this question once and for all.
Bu sorunu kesin olarak çözme zamanı.

If you know the answer to this question, please tell me.
Bu sorunun cevabını biliyorsanız, lütfen bana söyleyin.

Can you answer this question?
Bu soruya cevap verebilir misin?