Aranacak Kelime ›

Flue kelimesinin kullanıldığı toplam 80 adet cümle bulundu. Flue ile ilgili cümleleri ve bu örnek cümlelerin türkçe anlamlarını altında bulabilirsiniz.

Flue kelimesiyle ilgili örnek Cümleler

Fluence is the time integral of flux.

Fluency in English is a must.
İngilizcede akıcılık bir zorunluluktur.

Mr Sano speaks French with great fluency.
Bay Sano büyük bir akıcılık ile Fransızca konuşuyor.

Bill spoke Japanese with surprising fluency.
Bill şaşırtıcı bir akıcılık ile Japonca konuştu.

The fluency of your English is amazing.
Senin İngilizcenin akıcılığı şaşırtıcı.

I was amazed at Tom's fluency in French.
Tom'un Fransızcadaki akıcılığına şaşırdım.

Fluency in English is a very marketable skill today.

I can speak Irish with reasonable fluency.

I was amazed at the fluency with which the boy spoke French.

I'm amazed at your fluency in English.

To improve your fluency, you should try speaking with native speakers as often as you can.

Flue Kelimesi İle İlgili Diğer Cümleleri Göster

Diğer adet ingilizce örnek cümlerleri görmek için üstte bulunan linke tıklayınız.

She is fluent in English and French.
İngilizce ve Fransızcada akıcıdır.

The teacher claimed that he'd have us all speaking fluent French in three months.
Öğretmen üç ay içinde hepimizi akıcı Fransızca konuşturacağını iddia etti.

You will be able to speak fluent English in another few months.
Birkaç ay içerisinde İngilizceyi akıcı olarak konuşabileceksin.

If he's fluent in English, I'll hire him.
Eğer o, İngilizcede akıcı ise, onu çalıştıracağım.

Is it necessary to live in a French-speaking country to become fluent in French?
Fransızcada akıcı olmak için Fransızca konuşan bir ülkede yaşamak gerekli midir?

I want to be fluent in French.
Fransızcada akıcı olmak istiyorum.

Although she grew up in Japan, she still speaks fluent English.
Japonya'da büyümüş olmasına rağmen İngilizce'yi akıcı bir şekilde konuşuyor.

He is fluent in Chinese.
O Çincede akıcıdır.

She is a fluent speaker of English.
O, akıcı bir İngilizce konuşucusudur.

He is fluent in French.
O, Fransızcada akıcıdır.

She was fluent in French.
O, Fransızcada akıcıydı.

I heard him speak fluent English.
Onun akıcı İngilizce konuştuğunu duydum.

You speak fluent English.
Sen akıcı İngilizce konuşuyorsun.

Tom speaks fluent French.
Tom akıcı Fransızca konuşur.

Tom is fluent in French.
Tom Fransızcada akıcıdır.

Tom isn't a fluent speaker of French.
Tom Fransızcayı akıcı olarak konuşan biri değildir.

Tom is a fluent speaker of Japanese.
Tom Japoncayı akıcı olarak konuşur.

I've been studying French for a long time, but I'm not yet fluent.
Uzun süredir Fransızca öğreniyorum ama henüz akıcı değilim.

After two years, she already spoke fluent German.

After two years, she was already fluent in German.

Although I'm fluent in French, I can't understand Mr Smith's French at all.

Can people really be as silly as to believe that the whole population of Georgia, which speaks a caucasian language with no common sound or common letter with English, can suddenly be fluent in English within two years ?

Do you consider yourself a fluent French speaker?

Even though she grew up in Japan, she speaks fluent English.

He is fluent in English.

He speaks fluent English.

He's fluent in Japanese.

Her French is not fluent.

How long should I live in England in order to become fluent in English?

I can't speak fluent Indonesian yet.

I eventually want to be fluent in German.

I'll have you all speaking fluent English within a year.

I've been studying Chinese for a long time, but I'm not fluent.

If I read a thousand books in English, will I become fluent in it?

If I watch a thousand movies in English, will I become fluent in it?

If you want to be fluent in English, you've got to keep at it.

Is it necessary to live in an English-speaking country in order to become fluent in English?

Long practice enabled him to speak fluent English.

Marie speaks fluent German

Marika is Finnish, but she is fluent in German.

Melissa became fluent in Portuguese in less than two years.

Mr Nakajima can, as well as English, speak fluent German.

My dream is to be fluent in Chinese.

She became fluent in English after about a year.

She is not only fluent in English but speaks French fluently as well.

She's fluent in English.

The linguist is fluent in several Chinese dialects.

The most effective means for the propagation of Esperanto is the fluent and elegant use of this language.

The reason why many language learners never become fluent is that they talk the walk more than they walk the talk.

The text is deemed as fluent in the target language.

Tom became fairly fluent in French after about three years of intense study.

Tom is a fluent speaker of French.

Tom was fluent in French.

When I read stuff like this, I am really shocked at how fluent I seem to be in Italian.

Your presentation was so smooth and fluent - what can I say?

She speaks English very fluently.
İngilizceyi çok akıcı konuşur.

I would like to speak English fluently.
İngilizceyi akıcı şekilde konuşmak istiyorum.

Do you speak English fluently?
İngilizceyi akıcı olarak konuşuyor musun?

I really want to learn to speak French fluently.
Akıcı biçimde Fransızca konuşmayı öğrenmeyi gerçekten istiyorum.

I can speak English fluently.
Akıcı bir şekilde İngilizce konuşabilirim.

I can speak Spanish fluently.
Akıcı bir şekilde İspanyolca konuşabilirim.

I can speak Italian fluently.
Akıcı bir şekilde İtalyanca konuşabilirim.

I can speak German fluently.
Akıcı bir şekilde Almanca konuşabilirim.

I can speak French fluently.
Akıcı bir şekilde Fransızca konuşabilirim.

I have many friends who speak fluently, but still don't sound like native speakers.
Akıcı olarak konuşan çok arkadaşım var fakat hâlâ yerliler gibi ses çıkaramıyorlar.

I don't speak French fluently.
Ben akıcı şekilde Fransızca konuşmam.

It's astonishing how fluently Bill spoke Japanese.
Bill'in bu kadar akıcı Japonca konuşmasına şaşırıyorum.

I don't think it's necessary for me to sound like a native speaker, I just want to be able to speak fluently.
Bir yerli gibi konuşabilmemin gerekli olduğunu düşünmüyorum, sadece akıcı şekilde konuşabilmeyi istiyorum.

I don't need to sound like a native speaker, I just want to be able to speak fluently.
Bir yerli gibi konuşmama gerek yok, ben sadece akıcı olarak konuşabilmeyi istiyorum.

I'm skeptical when I hear someone claim to speak more than five languages fluently.
Birinin beş dilden daha fazlasını akıcı olarak konuştuğunu iddia ettiğini duyduğumda şüphe ederim.

I don't quite believe it when I hear someone claim they can speak more than five languages fluently.
Birisi beş dilden daha fazlasını akıcı olarak konuşabildiğini iddia ettiğini duyduğumda tamamen inanmıyorum.

David can speak French fluently.
David Fransızcayı akıcı bir şekilde konuşabilir.

She can speak French and she speaks it fluently.
Fransızca konuşabilir, üstelik akıcı biçimde.

I speak French more fluently than I speak English.
Fransızcayı İngilizceyi konuştuğumdan daha akıcı konuşurum.

We want to hire someone who can speak French fluently.
Fransızcayı akıcı şekilde konuşabilen birini işe almak istiyoruz.

I want to be able to speak French fluently.
Fransızcayı akıcı biçimde konuşabilmeyi istiyorum.

I'd like to speak French fluently.
Fransızcayı akıcı biçimde konuşmak istiyorum.

I can't speak English as fluently as Naomi.
Naomi kadar akıcı bir şekilde İngilizce konuşamam.

He speaks fluently.
O akıcı konuşur.

He is an American, but as he was born and brought up in Japan, he can speak Japanese quite fluently.
O bir Amerikalı, ama o Japonya'da doğmuş ve büyümüş olduğu için, oldukça akıcı bir şekilde Japonca konuşabiliyor.

He speaks English fluently.
O, akıcı bir şekilde İngilizce konuşuyor.

She can speak French fluently.
O, Fransızcayı akıcı şekilde konuşabilir.

I heard her speak English fluently.
Onun İngilizceyi akıcı konuştuğunu duydum.

I want to be able to speak Russian fluently.
Rusçayı akıcı bir şekilde konuşabilmek isterim.

Tom speaks French fluently.
Tom akıcı şekilde Fransızca konuşur.

Tom speaks Japanese fluently.
Tom akıcı bir şekilde Japonca konuşur.

Tom can speak French much more fluently than I can.
Tom benim konuşabildiğimden çok daha akıcı şekilde Fransızca konuşabilir.

Tom speaks several languages fluently, but for his job, he only translates into his native language.
Tom birkaç dili akıcı olarak konuşur fakat onun işi gereği, o sadece kendi ana diline çeviri yapar.

Tom can speak French fluently.
Tom Fransızcayı akıcı şekilde konuşabilir.